Eşitlik Okul Öncesinde Başlar
Waldorf Pedagojisi temelli ve dört ülkenin ortaklığında yürütülen bir proje, erken çocukluk döneminde cinsiyet eşitliğini merkeze alıyor. Proje Koordinatörü Gülperi Fatih, “Çocuklar cinsiyetçi kalıplarla doğmuyor, bunları çevrelerinden öğreniyor” dedi.

Erken çocukluk döneminde cinsiyet eşitliğini güçlendirmeyi hedefleyen uluslararası bir eğitim projesi hayata geçirildi. Waldorf Pedagojisi temelli proje; Türkiye, Polonya, Fransa ve Portekiz ortaklığında yürütülüyor. Proje Koordinatörü ve Cumhuriyet Anaokulu öğretmeni Gülperi Fatih, çalışmanın çıkış noktasının sınıflarda yıllardır gözlemlenen görünmez eşitsizlikler olduğunu söyledi.
Fatih, “Çocuklar dünyaya cinsiyetçi kalıplarla gelmiyor. Ancak sınıflarda iyi niyetle de olsa ‘kızlara uygun–erkeklere uygun’ diye ayrılmış oyunlar, materyaller ve beklentilerle karşılaşıyorlar. Bu durum çocukların potansiyelini daha en baştan sınırlandırıyor” dedi.

“Çocuğu önce çocuk olarak görmek gerekiyor”
Projede tercih edilen Waldorf Pedagojisi’nin, cinsiyet eşitliği açısından güçlü bir zemin sunduğunu belirten Fatih, bu yaklaşımın çocuğu kız ya da erkek kimliğiyle değil, bütüncül bir varlık olarak ele aldığını vurgulayarak, “Waldorf Pedagojisi rekabet yerine iş birliğini, kalıplar yerine yaratıcılığı esas alıyor. Sanat, oyun ve doğa öğrenmenin merkezinde. Bu da ‘erkeksi’ ya da ‘kadınsı’ diye kodlanan ayrımları doğal olarak ortadan kaldırıyor. Biz de bu yaklaşımı bilinçli bir eşitlik perspektifiyle birleştirdik” diye konuştu.
Eşitsizlikler 3–6 yaşta başlıyor
Projenin özellikle erken çocukluk dönemini hedeflemesinin tesadüf olmadığını belirten Fatih, 3–6 yaş aralığının çocukların kimlik algısının şekillendiği kritik bir dönem olduğuna dikkat çekerek, “Bu yaşlarda çocukların zihni henüz kalıplaşmamış durumda. Eğer bu dönemde eşitlikçi bir dil, materyal ve öğrenme ortamı sunarsak çocuklar kendilerini sınırlanmamış hissederek büyür. Aksi halde, ilerleyen yıllarda kırılması çok zor kalıplar yerleşiyor” dedi.
Dört ülkeden ortak deneyim
Polonya, Fransa ve Portekiz ile kurulan ortaklığın projeye yalnızca teknik değil, pedagojik ve kültürel bir derinlik kattığını ifade eden Fatih, her ülkenin kendi deneyimiyle süreci zenginleştirdiğini söyledi.
Polonya’nın doğa temelli eğitim yaklaşımı, Fransa’nın metodoloji geliştirme deneyimi, Portekiz’in kapsayıcı okul iklimi ve Türkiye’nin sahadaki erken çocukluk pratiği bir araya getirildiğini anlattı. Fatih, “Amacımız tek bir modeli dayatmak değil, karşılıklı öğrenmeye dayalı ortak bir dil kurmaktı” diye konuştu.
Çocuk–öğretmen–ebeveyn birlikte dönüştürülecek
Proje, yalnızca çocukları değil; öğretmenleri ve ebeveynleri de kapsayan bütüncül bir dönüşüm hedeflediğini belirten Fatih, projeyi “çocuk–öğretmen–ebeveyn ekosistemi” olarak tanımlayarak, “Çocuklar için güvenli ve özgür öğrenme ortamları oluşturulurken, öğretmenler için Waldorf Pedagojisi ve cinsiyet eşitliğini bir arada ele alan ortak öğrenme süreçleri tasarlandı. Ebeveynler ise sürecin pasif izleyicisi değil, aktif bir parçası haline getirildi.”
Türkiye’de okul öncesine özgü araçlar eksik
Türkiye’de erken çocuklukta cinsiyet eşitliği konusunda önemli boşluklar olduğunu belirten Fatih, öğretmenlerin çoğu zaman yeterli rehber ve materyale sahip olmadığını söyleyerek, “Bu proje; sınıfta kullanılabilecek somut materyaller üretiyor, bütüncül bir pedagojik çerçeve sunuyor ve aile boyutunu güçlendiriyor. Bu yönüyle önemli bir boşluğu dolduruyor” dedi.
Hedef: adil ve kapsayıcı bir eğitim kültürü
18 ay sürecek proje sonunda kısa vadede sınıflarda eşitlikçi bir dilin yerleşmesi, çocukların meslek hayallerini cinsiyet kalıpları olmadan kurabilmesi hedeflediğine işaret eden Fatih, “Orta vadede okulların stratejik planlarında cinsiyet eşitliğinin yer alması, uzun vadede ise kapsayıcı ve demokratik bir eğitim kültürünün oluşması amaçlanıyor. Projenin tamamlanmasının ardından tüm materyallerin dijital olarak erişime açık kalacak. Öğretmen rehberlerinin ve ebeveyn akademilerinin sürdürülecek. Eşitlik ek bir ders değil, eğitimin kalbidir. Erken çocuklukta cinsiyet eşitliğine yapılan yatırım, geleceğe yapılan en güçlü yatırımdır. Çünkü her çocuk özgürce büyümeyi hak ediyor.”







