Seyhan Nehrinin ölümsüz zümrüt gerdanlığı; “TAŞ KÖPRÜ İLE SÖYLEŞİ”
-Seyhan Nehrini iki bin yıldan beri süsleyen, zümrüt gerdanlığısın taş köprü sen bir tanesi, değerlisin, paha biçilemezsin, -Teşekkür ederim insan soyu, bu güne kadar kimse beni böyle tanımlamamıştı çok beni mutlu ettin…

Abdulkadir Kaçar
--Dahası da var ama hemen şımarma, havalara girme, ama sen şu halinle dünya insanlık ailesinin hem de Adanalıların pırlantası, elması, yakutu, yeşimi taşı, altınısın… Bana göre dünya üstündeki tüm değerli taşların toplamından da daha değerlisin, sen insanlara hayat veriyorsun, onların varlıklarını sürdürmesini sağlıyorsun… Üstelik bunu iki bin yıldan beri zevkle, sevinçle, coşkuyla yapıyorsun, ne büyük kahramanlıktır bu kutluyorum seni,
-Beni mutlu ediyorsun insan soyu, sevindiriyorsun, aslında kimseden takdir teşekkür beklemedim, görevimi zevkle yaptım, ancak hiçbir çağda insanlar bu kadar takdir etmedi, kıymetimi bilmedi…
-Ben o insanlardan zaten çok farklı olduğum için sana teşekkür etmeyi büyük borç biliyorum, iki bin yıldan her türlü araç gereç, hayvanları, insanları sırtında taşıdın… Bu az şey değil, takdir etmeyenler gerçekten senin verdiğin hizmeti anlamayanlar, çağı ve daha önemlisi kendinin farkında olmayanlardır… Biliyor musun dünya gezegeninde halen kullanılmakta olan en eski TAŞ KÖPRÜSÜN, köprülerin kralı, büyük büyüklerin de büyük babası, hatta dedesisin…
-Beni iki bin yıldan beri verdiğim hizmetlerimi takdir eden, değerimi anlayan, değerimi yazmayı başaran tek bilge bir kişi olarak karşıma çıktın, ne mutlu bana, şu andan itibaren de kendimi daha çok takdir edip sevmeye başladım, sana da sonsuz teşekkürlerimi arz ederim iyi ki varsın insan soyu…
-En küçük bir abartma, politika ve en küçük bir yalanım yok; zaten verdiğin hizmet tüm dünya insanlık ailesinin gözü önünde rahatlıkla görünüyor, insanların hayat hikâyelerini yazıyorsun, onlara yaşama sevinci ve sevdiklerine kavuşma, hayatlarını sürdürme yetkisi ve sevinci veriyorsun, yani her gün binlerce insana hizmet veriyorsun… Senin yaptığın hizmet ve binlerce yıllan beri azimle kararlılıkla sergilediğin muazzam dayanıklılık sözlerle anlatılamayacak kadar büyük ve değerlidir…
-Var ol be insan soyu… Binlerce yıldan beri aralıksız biçimde gerçekleştirdiğim yaptığım hizmeti anlayan birisinin olması beni sevindirdi…
-Üstelik bu hizmeti iki bin yıldan beri yapıyorsun halen de muhteşem şekilde ayaktasın, yaşıtlarından daha genç, daha dinamik, daha aydınlık, daha erdemli ve mucizesin, DÜNYANIN KULLANILMAKTA ON EN ESKİ, EN BİLGE, EN ŞAHESERİ VE TEK ŞAHANESİ SENSİN… Bu gezegende üstüne ikinci bir köprü tanımıyorum, zaten eşin ve benzerinde yok, seni kimselerle kıyaslayamam…
-İnsan soyu sanki beni biraz şımartıyorsun, bu kadar cömert olman beni fazlasıyla mutlu etti ama yine de haddimi biliyorum, şu andan itibaren senin söylediklerini sadece dinlemekle yetineceğim,
-Öyle abartma gibi bir amacım yok, sen dünyada bir tanesin, ben sadece görünen güzelliği yani bir durum tespiti yapıyorum; ayakların bir bölümü Yüreğir de, ellerin Seyhan ilçesine… Ya da tam tersi yıkılmaz ve sarsılmaz biçimde tutunmuşsun iki bin yıldan beri yağmur demeden, sıcak soğuk, yaz kış demeden hiçbir itirazda bulunmadan bu ne enerji, bu ne görev düşkünlüğü, bu ne muazzam hizmet devamlılığında dünyada görülmemiş bir kahramansın,
-Gerçekten mi? Öyle mi görünüyorum? Teşekkürler var ol…
-Hem sadece taşsın hem de taş gibi kahramansın dünyada bir yüzükte yer alan taşın bile milyon dolarlarla satıldığı günümüzde; İnan bana sen bu gezegende var olan o değerli taşların toplamının da toplamından daha değerlisin, dünyadaki tüm paralar bir araya gelse de paha biçilemeyensin…
-Var ol insan soyu, mutlu ettin beni,
-Senin de bünyende bulunan bazı taşlar birkaç on yirmi yıl, yüzyılda dağılır tozlaşıp yok olup gider… Ama öyle sağlam taşlarla dost, arkadaş yoldaş olmuşsun ki, onlar seninle birlikte binlerce yıldan beri bir milim bile bırakıp bir yere gitmiyor… Bu ne samimiyet, bu ne kadar bozulmayan dostluk, sağlamlık, aklın ve bilimin sınırlarını aşan bir güzellik… Bunun gizemini ve sırrını gerçekten de bilmek, çözmek, öğrenmek isterim, ne muhteşem ne muazzam bir dayanışma gerçekten dünya tarihindeki yerini almış durumdasın… Tarih ve zaman isimli iki bilge seni zamanın altın sayfalarına altın kalemle yazarak sonsuza kadar ölümsüzleştirmektedir… Bunu fazlasıyla hak ediyorsun, zaten senin bu güzelliğine ulaşan başka eşin benzerin olan dünya gezegeninde köprü bulunmuyor,
-Haklısın, en güzel en dayanıklı taş yoldaşlarımı bilinçli olarak seçtim, hepsi de bana sonsuza kadar biat etme sözü verdi, iki bin yıldan beri hiç biride bu düşüncesinden bir milim, bir mikron bile çıkmaz, üstünden dünyanın en ağır araç gereçleri, en ağır tonajlı araçları geçse de, hiç birini yerinden kımıldatamaz… Şey sahi bunun gizemini ve sırrını sordun değil mi?
-Evet, nedir taşlar arasında, bu sizdeki bu tutku, birbirinize dayanışma, ölümüne bağlanma kusursuzca hizmet etme aşkı bu sırrı gerçekten de çok merak ettim?
-Çok kolay ve basit yanıtı var bu sorunuzun; ben onlara, onlar da bana iki bin yıldan beri sadece sevgiyle, aşkla, saygıyla bağlı; nice depremler, nice sel baskınlarına karşı hepimiz kahramanca birbirimize daha sıkı kenetlendik… Sırrımız ve gizemimizin tamamı sevgi, saygı, hoşgörü, dayanışma, fedakârlık, özveri, vs… Aslında aramızdaki dayanışmayı sayfalar dolusu saysam da asla bitiremem… Ama binlerce yıldan beri ufak tefek hatalı olan birkaç adedi geçmeyen niteliksiz ve yapısında ihanet olan, verdikleri sözü tutmayan küçük taşlar, bizden ayrılmak istediler; bizim dayandığımız zorluklara dayanamadılar… İnsan soyu da onları görüp anladı, bizim birlikteliğimize zarar verebileceklerini düşündükleri için hemen çıkarttı yerine, bize saygıyla bağlanabilen, daha soylu, daha inançlı, karşılıksız biat eden bize aşkla hizmet edebilecek daha da güçlü taşlarla değiştirdi…
-Başka bir soru da şu; aranızda dostluk, sevgi, saygı, hoşgörü, özveriyle bu bağlılık tahminen daha ne kadar sürecek?
-Bu sorunun yanıtını bende bilmiyorum, tahmin bile edemem ama iki bin yıldan beri bizi kimse birbirimizden ayırmadı ayıramaz, ayıramayacak, aslında biz sonsuzluğun yolcusuz insan soyu, ne demek istediğimi anlatabildim mi?
-Kolay değil iki bin yıldan beri nice devletlere, araç gereçlere, ipek yolu kervanlarına hizmet ettiniz; örneğin Romalılar, Bizanslar, Selçuklu, Osmanlı, bu günde Türkiye Cumhuriyetinin araç gereçleri, insanları sürekli senin üstünden gelip geçti… Bazı sıkıntılar verdi, taşlarında ufak tefek çizilmeler, bozulmaya neden oldular… Ama sen bunların hiç birine aldırmadın… Şu anda da dünya insanlık ailesine 24 saat hizmet vermeye devam ediyorsun… Dünya insanlık ailesini sırtında taşıdın hala da taşımaya devam ediyorsun…
-İnsan soyu sana bir sır daha vereyim mi?
-Dinliyorum taş köprü hazretleri, senin her sözün dünyada bu güne kadar söylenenlerden daha güzel, daha dinlenebilir, bilgece edeceğin muhteşem ifadelerdir, buyur;
-En önemli büyük yükü ne zaman taşıdım biliyor musun? Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim Mısırı fethettiğinde İslam dininin kutsal emanetlerini de buradan benim üstümden geçerek Topkapı sarayına taşıdığı zamandı…
-Bu çok özel bu çok kutsal bir görevdir tebrik ederim,
-Ama şunu söyleyeyim, bu kadar yıldır her şeyi sırtımda taşıdım ama kutsal emanetlerin geçeceğini duyunca, daha onlar yola çıkmadan binlerce yıldır sırt sırta verdiğimiz taş dostlarımı, uyardım, hepiniz saygıyla yerinizden kımıldamayacaksınız, sakın dedim, bir mikron milim bile hareket etmeyeceksiniz… Hepiniz saygı o kutsal emanetler geçtiği sürece saygı duruşunda bulunacaksınız… Söylediğim her şeyi taş dostlarım fazlasıyla yaptıkları için onlara sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum… Kutsal emanetler şimdi Topkapı sarayında sergileniyor, onlara karşı görevimizi yapmış olmanın onuru bize yeter de artar bile… Ayrıca yine Osmanlı imparatorluğunun Hacca gönderdiği o SÜRRE alaylarına da biz onurlu ve de kutsal büyük bir hizmet verdik… Bu da bizim en büyük onurumuzdur,
-Kutluyorum, harikasınız, bu ne güzel duyarlılık muhteşemsiniz; biraz da güncele gelelim;
-Üstelik 1980’ li yıllarda yine Seyhan nehri taştı, kentin her tarafını sular basmıştı, hatta belediye ve vilayetin arşivleri de bu taşkında yok olmuştu… Ama daha önemlisi aynı görevi yaptığım, hemen 500 metre uzağımdaki adaşım olan, ama daha dünkü çocuk Girne Köprüsü bu taşkında tehlikeli bir hal aldı… Zangır zangır titreyerek yıkılmamak için çok mücadele etti… Seyhan Nehrinin Toroslardan getirdiği sular üstünden aştı; her an yıkılma tehlikesi gösterdiği için orası birkaç hafta hatta ay ulaşıma kapandı… Seyhan ve Yüreğir ilçeleri arasında insan ve araçların ulaşımda görevini yapamadı…
-Sen ne yaptın?
-Benim Seyhan nehrini kucaklayan gözlerim ve hacmim daha öyle büyüktü öyle fazlaydı ki, sular rahatlıkla kuzeyden gelip bana dokunmadan Akdeniz’ doğru akıp geçti gitti… O günlerde yine her iki ilçe arasındaki ulaşımı tek başıma ben sağladım… Yani iki bin yıldan beri ta Asya’dan Avrupa’ ya kadar olan yol ağının ortasında görev yapıyorum; Zaten binlerce yıldan beri dünyanın ticaret damarını oluşturan Tarihi İpek Yolunun da asla vazgeçilmeyen büyük bir parçasıyım… Yani o kadar güzel inşa etmiş ki insan soyu beni, öyle güzel hesaplar yapmışlar ki, Seyhan Nehrinin taşması da benim hizmetimi asla engellemedi… Birde şunu söylemek isterim, eskiden Çukurova’nın tamamını sel basardı, sadece Tepebağ mahallesindeki evlere sular ulaşamazdı… O yıllarda Tepebağda akrabası olanlar insanlar oraya sığınırlardı… Suyun çekilmesini beklerlerdi… Bunu da tarihe not olarak düşelim lütfen…
-Şu andaki durumunu tarihe not düşmek adına soruyorum; şu anda kısmen kapalısın; sadece yayaların ve motosiklet, bisikletlerin geçmesine izin veriliyor,
-Evet, üzülmedim ama doğru söylüyorsun… 2006 ve 2007 yılları arasında yerel yönetimler, daha fazla yıpranıp zarar görmeyeyim diye beni kademeli olarak araç trafiğine kapattı…
-Üzüldün mü? Hizmetim durdu diye sıkıntıya girdin mi?
-Hayır, asla iki bin yıldan beri hizmet etme konusunda hiç yorulmadım, hiç üzülmedim ki şimdi üzüleyim? Ben her gün yine binlerce yaya ve motosiklet, bisikletli insan soyuna hizmet vermeye devam ediyorum…
-Şu andaki net ölçülerini bir daha söyler misin?
-İnsan soyu benim uzunluğum 317 metre, nehirden yüksekliğim 13 metre, 8 metre genişliğinde de üstümde yol var… Ama sadece 14 gözümle nehrin akışını sağlıyorum… Bazıları 24 gözlü, bazıları da 26 gözlü olduğum söyler… Ama Torlardan ve ovadan gelen alüvyonlarla diğer gözlerimi kapandı… Bazı aç gözlü insanlar da bu gözlerimin üstüne zorbalıkla bina yaptılar, Abidinpaşa caddesinin doğusundaki bu ayaklarımdan birisi somut olarak görülebilir, bir tek üstünü kapatmadılar… Ama her şeye rağmen, DÜNYANIN HALEN KULLANILMAKTA OLAN EN ESKİ TAŞ KÖPRÜSÜ OLARAK HİZMET VERMEYE, BU YÖNÜMLE DE GURUR DUYMAYA DEVAM EDİYORUM…
-Ey insan soyu son bir not; 1998 depreminde de ufak tefek sıkıntılarım olmuştu, ama yerel yönetim hemen gerekeni yaptı, onarımla şu anda yoluma devam ediyorum… Bana ilgi gösteren, geçerken taşlarıma dokunan, anı fotoğrafları çektirenlere sonsuz teşekkürlerimi arz ediyorum… İyi ki varsın insan soyu… Sana da teşekkürler… Seyhan Nehri üstündeki zümrüt gerdanlık olarak görevini dünya durdukça sürdürmeni gönülden dilerim…
-Seyhan Nehrinin üstündeki ölümsüz gümüş gerdanlık olan TAŞKÖPRÜ ile 2 bin yıllık yorgunluğuna rağmen çok güzel bir söyleşi gerçekleştirdik… Onu bu güne kadar konuşturan, sohbet eden, dertlerini dinleyip, halini hatırını soran olmamış… Bu işi ben başardığım için çok mutlu oldum… Dünya insanlık ailesine hizmet veren bu tür eserler aslında birer canlı gibidir, beşikten mezara kadar insan hayatında ve anılarında, tarihinde yer alır… Onlara kulak vermek, sorunlarına çözüm bulmak, her uygar insanın görevidir… Bu görevi yapmış olmamın mutluluğunu yaşıyorum… TAŞ KÖPRÜ SENİ SEVİYORUM… SONSUZA KADAR VARLIĞINI SÜRDÜRMEN, DÜNYA İNSANLIK AİLESİNE HİZMET VERMEN EN BÜYÜK DİLEK VE TEMENNİMDİR…. SEN ÇOK YAŞA CAN DOSTUM…
ABDULKADİR KAÇAR ADANA 2026